Bugun...


İSMAİL KARATAŞ

facebook-paylas
KANLI ÇARIKLAR....
Tarih: 13-05-2022 00:37:00 Güncelleme: 13-05-2022 00:37:00


Kâhya, ağanın oğlu Emirhan'ı konağın tek arabasıyla her gün yirmi dokuz kilometre uzaklıktaki şehirdeki okula götürürken köyün tüm çocukları üzgün üzgün arkasından bakarlardı... Sedef belkide o köyün en fakir adamlarından kozacı Nedim'in kızıydı. Ve okumayı herkesten daha çok istiyordu. Fakat nasıl olacaktı? Tahsin ağaya dünya kadar borçları varken, o da tarlada çalışmalı ailesine katkı yapmalı ve borçlarını ödemeliydiler böylece. Üstelik kendini bildi bileli yatalak olan annesine bakmak gibi bir görevide vardı Sedef'in..

İçli içli ağlardı. Ağanın oğlu Emirhan kamyonete binip okula giderken arkasından bakıp bakıp. Bir gün o küçücük yüreği dayanamadı. Tahsin ağanın kamyoneti kullandığı o sabah yoluna çıktı. Yüreği korkudan öyle hızlı çarpıyordu ki. Ağa bir şey demese bile ağlayabilirdi.

-"Ben kozacı Nedim'in kızı Sedef'im. Ben diyecektim ki. Okumak istiyorum ben. Kamyonette beni alacak yerde var. Beni de her gün okula götürsen olurmu ağam? Bak vallahi hep dua ederim sana. Bizim kapıda çok güzel incirler olur. Sana onlardan toplar getiririm-" deyince, Tahsin ağa alay eder gibi sırıtmıştı.

-" Hele hele. Dua da edermiş. Bahçesinden incirde getirirmiş. Önce borcunuzu ödeyin len. Okumak senin nene. Sen marabanın kızısın. O evde doğduysan kaderinde baban gibi olacak. Ağa oğluyla nasıl bir tutarsın kendini? Şimdi yıkıl karşımdan. Bir daha da haddini sakın aşma-" demişti sonrada bağıra bağıra. Yanından geçip giden kamyonun arkasından bakarken, çamurlu yolun yanındaki taşa oturup içli içli ağladı dakikalarca. Canı yanıyordu Sedef'in. Hem de o kadar çok yanıyorduki. Sonra kalkıp  eve koştu.

Babasına sarılıp Tahsin ağanın dediklerini anlatınca bir çare Nedim beyinde yüreği yanmıştı. Kızına bir şey diyemedi .Elinden de bir şey gelmeyince o gün çapa yaptığı tarladan aldı sanki hırsını. Kazmayı toprağa her vuruşunda boğazına düğümlenen sözleri haykırdı toprağa...

-"Olmecek... Gızımın kaderi bu olmecek. Rabbim yazar kaderi. Tahsin ağa değil.Kızımı maraba vermem topraklarına. Ezdirmecem gızımı yemin olsun-" diye bağıra bağıra içinkeleri haykırmıştı toprağa ağlayarak...

Sonraki günlerde köyde bir söz duyuldu. Tahsin ağa tüm köy çocuklarına okumayı yasak etmiş." Aklına bile getirmesinler"diyede söylemiş kâhyalarına. Köylünün borçları sebebiyle ağalarına boyun bükeceğini pek iyi biliyordu elbette Tahsin ağa.  İnsan kendine en çok zarar verendir ya hani. Acımadan  işte böyle zarar veriyordu köy halkına Tahsin ağa...

Ertesi gün ise ağanın kapısına kozacı Nedim gelmişti.

-"Şifacı Zarife bizim hanımın ağrılarına sarıkendir otunun iyi geleceğini dediydi. Ben iki kişilik çalışırım tarlada. Ama sabah bizim gızı beş tepelere bırakıp akşam alayım diyom. Anasına ilaç yapalım diye o topleyivesin-" deyip izin almıştı Tahsin ağadan. Bir garip işciydi kozacı Nedim.Ağa tarlalarından verdiği üçte birlik payı kesse nasıl bakardı ailesine? Mecbur suyuna gitmeliydi Tahsin ağanın... Ve o günden sonra gün doğarken beş tepelere doğru yola çıktı kızıyla. Saat dokuza doğru kızını bırakıp geri döndü. Ve akşama kadar Tahsin ağanın tarlasında iki kişilik çalışıp, akşama iki saat kala gidip kızını alıp hava karardığında evlerine varabildiler ancak...

Tam beş sene bu durum böyle devam etti. Köyde kimse Sedef'i görmemişti bu zaman zarfında ailesinden başka. Arkadaşları bile... Fakat beşinci senede bir haber yayıldı köyde..

-"Kozacı Nedim kızı Sedef'i dağ yollarından Bozdoğandaki okula götürüyormuş beş senedir. Ağadan gizli ilkokul diplomasını bile almış Sedef-" diye dilden dile dolaşınca ağa tüm hiddetiyle kendisinin arkasından iş çeviren Nedim'in kapısına dayanmıştı adamlarıyla...

Artık tarlasında çalışmasını istemediğini, tek kuruş bile vermeyeceğini haykırdı Nedim'in yüzüne yüzüne. Köydeki diğer ailelerin çocuklarınındı Sedef gibi yapıp marabalık düzenini yıkmasından korkmuştu belkide içten içe...

O günden sonra ise çok defa yolunu kestiler Nedim beyin. Defalarca hırpaladılar zavallı ağanın adamları... Hiç vazgeçmedi Nedim Bey. Dağ yollarından kızını kimi zaman sırtında taşıdı. Yine de okuluna götürüp getirdi. O günlerde ise bir sandık vermişti kızına. En zor zamanlarında açması için. Kızı Sedef geceleri ders çalışırken gaz lambasının ışığında Nedim Bey sessiz sessiz onu izleyip ağlardı eşiyle birlikte...

Belki otuzbeş kilometrelik yolu her gün soğukta karda, yağmurda çamurda babasıyla birlikte yürüyerek gidip gelse de  hiç pes etmiyordu Sedef...

O günden sonra sadece komşuların yaptıkları yardımlarla karınlarını doyurmaya başlamışlardı...

Yarı aç yarı toktular yani. Ve bu çok ağır geldi Nedim beye. Bir gün kızını okula götürdüğü dağ yolunda bir kriz geçirdi ve oracıkta  ruhunuda teslim etti...

Köylünün bir atın arkasına bağladığı kızakla taşıdılar babasının cenazesini köye...

Ve en büyük destekçisini daha ortaokul çağlarında kaybetmek, toprağa vermek çok acı verdi Sedef'e...

Artık tekbaşına savaşmalıydı Tahsin ağa ile. Ve elinde avucunda hiçbirşey kalmayınca babasının yıllar önce söz ettiği servetinden bir miktar para alma zamanı gelmişti. Kilitli sandığı açtı. Ve bir not, yanı başında birde poşet buldu sandıkta. Gözyaşlarına boğuldu okuttuğu notla ve gördükleriyle oracıkta...

Babasının servetiyle çok daha güçlenmiş hissetmişti. Ertesi sabah annesiyle vedalaşıp şehre doğru yola çıktı. Akşam hava kararınca gelebilmişti eve. Ama ellerinde erzaklar vardı bu defa. Çok güzel bir çorba yaptı annesine. Şehir ekmeğiyle katık edip Miyase hanıma yedirirken ikisininde gözlerinden yaşlar boşalmıştı. Kursaklarından çok uzun zamandır ilk defa güzel lokmalar geçmişti çünkü. Sedef ne zaman zorda kalsa yine babasının eski sandığını açtı o günden sonra. Gözyaşlarıyla o küçük servetten bir parça alıp eksiklerini tamamladı...

Defalarca okul yollarında önünü kesen ağanın kahyasından dayak yedi okuma hevesinden vezgeçmesi için. Ertesi gün başka bir yol bulup öyle gitti şehirdeki okuluna. Ve bir başka gün biraz daha erken çıktı evden kâhya ya yakalanmamak için... Ve böyle böyle tam on sene daha geçti aradan. Bir gün yürüyerek çıktığı orman patikalarından, bu defa güzel bir kamyonetle köy yolundan geri döndü evine Sedef... Annesini alıp şehre götürecekti... Komşularıyla birlikte annesinin yatağını kamyonete yükleyip, sonrada barakalarının kapısını sıkıca kilitleyip, kucağında sıkı sıkıya tuttuğu babasının küçük servetinin olduğu sandıkla yollara düştü...

O yıl erkeği kızı, tüm köylünün çocukları beş tepelerden okul yollarına düştüler Tahsin ağadan kaçak göçek. Bu bir başkaldırıştı ağalık sistemine. Ve ağalık sisteminin temeline dinamiti Sedef koyup patlatmıştı bir defa....

Ve olan olmuş, Tahsin ağa en sonunda duymuştu marabalarının çocuklarının kaçak olarak okula gittiğini. O gün şehirdeki okula gitti bir hışımla. Ve sınıfın kapısını tekmeleyerek açtı. İçerideki bayan öğretmen birden ürkmüş ama sonra Tahsin ağanın karşına dikilmişti. Ağa çocuklara doğru bakıp,

-"Hadi len. Hepiniz doğru köye. Okul filan yok size. Yoksa aç kalırsınız aç-" diyen adamın gözlerine iyice baktı bayan öğretmen.

-"Sen... Sen kozacı Nedim'in asi kızı. Tanıdım seni-" diyen adamı doğrulamıştı başını sallayarak...

-"Hiçbirinin doğdukları ev kaderleri değildir ağa. Senin işçin olmayacak onlar. Dokunmaya kalkarsan onlara devleti getiririm köyüne Mithat ağa. Dokunmayacaksın bu çocuklara. Köyden okula saatlerce yürüyorlar zaten. Birde sen dert olmayacaksın gariplere-" deyince Sedef öğretmen, susup kalmış ve arkasını dönüp gitmişti Tahsin ağa...

O sene köylü daha fazla başkaldırdı ağalık sistemine. Herkes kendi işini yapmak isteyince ve dayanınca ağanın kapısına, Tahsin ağa köylünün öfkesinden kurtulabilmek için kaçıp gitmişti konağının arka kapısından ailesiyle birlikte...

Doğançay köyüne ise kendi maaşından bir servis aracı tuttu sonraki günlerde Sedef öğretmen. Kendisinde köyünde güzel bir ev yaptırdı hasta annesi köyünden kopamadığı için. Tatil günlerinde köy elbiseleriyle çeşme başında iş görürken tüm köylüler gıbta ederek bakıyordu Sedef öğretmene...

Ve bir gün babasının mezarının başına elinde babasının küçük servetinin olduğu sandık olduğu halde gözyaşlarıyla gitti Sedef öğretmen... Sandığın içindeki poşette bulunan kanlı çarkları çıkardı sonra. Babası dağ yollarından sırtın da onu okula götürürken yaralanan ayaklarından akan kanların olduğu yırtık çarıkları bastırdı göğsüne mezarın başında... Sonrada gözlerinden yaşlar akarak

-"Tıpkı dediğin gibi babam. Senin kaderin ağanın işçiliği olamayacak demiştin ya hani. Sonra ne zaman kendini darda hissetsen babanın servetinden bir miktar al demiştin. Bu kanlı çarıklara her baktığımda daha çok çabaladım. Öğleden önce çalışıp, öğleden sonra okula gittim biliyormusun?. Annem yorulamama üzülmesin diye de senin sandığa bıraktığın parayla eve erzak aldığımı söylerdim. İnsan razılık gösterirse doğduğu ev kaderidir demiştinya. O kadar haklısınki. Kızın öğretmen oldu benim aslan babam. Tahsin ağayı haksız çıkardı. Artık köy halkıda özgür.... 

Çocuklar dilediğince okuyor. Nurlar içinde yat. Kızın sana minnettar. Seni çok ama çok seviyorum benim güzel yürekli babam-"diye ağlamıştı babasının mezar taşına elleriyle dokunarak...

#Yazar #Suat #Özge



Bu yazı 200 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI