Bugun...


MUSTAFA EROL

facebook-paylas
TÜRKİYE’NİN EN ÖNCELİKLİ MESELESİ ve MEME LAZIM...
Tarih: 25-05-2022 12:24:00 Güncelleme: 25-05-2022 12:24:00


Ülkemizin elbette çözüm bekleyen pek çok meselesi vardır ve bu meseleleri elimizden geldiğince bizler ifade ediyoruz. Ne yazık ki, yazdıklarımız siyaset kurumunun içinde olanlar tarafından pek okunmuyor. Okunsa da kale alınmıyor. Çünkü; SİYASET KURUMU KİBİRLE KİRLENMİŞTİR.

 Siyaset kurumunu kirleten kibir, Türkiye’nin en öncelikli meselesidir. Sahip olunan makam ve mevkiler sanki ebedi imiş gibi takınılan bir tavırla yapılan siyaset, kirli siyasettir. Bu makam ve mevkileri ve de özellikle iktidar partisinde siyaset yapanların kibir deryasına dönüşmelerinin en önemli sebebi de GÜÇSÜZ VE ÇAPSIZ MUHALEFETTİR.

Güçsüz ve çapsız muhalefet demek; vatandaşın iktidar alternatifi olarak görmediği muhalefet demektir.

Güçsüz ve çapsız muhalefet demek; iktidarın yapamadığı şeyleri bunları neden yapmadın demek yerine, yapılan köprülere, yollara, barajlara, havaalanına, silah ve mühimmata yani kısaca muhalefet her şeyi eleştirir mantığıyla güzellikleri eleştiren muhalefet demektir.

Güçsüz ve çapsız muhalefet demek, her bakanlık için alternatif bir gölge bakanlık oluşturup projeler üreten ve biz olsaydık şunları yapardık diyerek iktidara fikir veren ve vatandaşın gönlünü kazanan muhalefet olmayı beceremeyen muhalefet demektir.

Muhalefet güçsüz olunca ise iktidar sayesinde koltuklarda oturanların nasıl olsa bu iktidar değişmez diyerek kibirlenmesine ve vurdum duymaz şekilde neme lazımcı şekilde davranmasına sebep olur.

 Neme lazım deyince aklıma Kanuni Sultan Süleyman geldi.

Kanunî Sultan Süleyman günün birinde Osmanoğulları da inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı diye düşündü. Bu gibi soruları çoğu zaman süt kardeşi meşhur alim Yahya Efendi’ye sorduğundan bunu da sormaya niyet eder. Güzel bir hatla yazdığı mektubu Yahya Efendi’ye gönderir.

Mektupta “Sen ilahi sırlara vakıfsın. Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker? Osmanoğullarının akıbeti nasıl olur? Bir gün izmihlale uğrar mı?” der.

Mektubu okuyan Yahya Efendi’nin cevabı çok kısa ve şaşırtıcıdır; “Neme lazım be Sultanım!”

Topkapı Sarayı’nda bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman buna herhangi bir mana veremez.

“Acaba bu cevapta bizim bilmediğimiz bir mana mı vardır?” diye düşünür.

Nihayet kalkar Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gelir ve der ki:

- Yahya Efendi mektubuma cevap ver. Bizi geçiştirme, sorumu ciddiye al.

Yahya Efendi şöyle bir bakar:

- Sultanım sizin sorunuzu ciddiye almamak kabil mi? Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim.

- İyi ama ben bu cevaptan birşey anlamadım. Sadece “Neme lazım be Sultanım” demişsiniz. Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi.

Yahya Efendi bu cevaptan sonra şu müthiş açıklamasını yapar:

- Sultanım! Bir devlette zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, işitenlerde ‘neme lazım’ deyip uzaklaşırsa, sonra koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenler de bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa, bunu da taşlardan başka kimse işitmezse, işte o zaman devletin sonu görünür.

Böyle durumlardan sonra devletin hazinesi boşalır, halkın itimat ve hürmeti sarsılır. Asayişe itaat hissi gider, halka hürmet duygusu yok olur. Çöküş ve izmihlal de böylece mukadder hale gelir...

Bunları dinlerken ağlayan koca Sultan, söyleneni başını sallayarak tasdik eder ve şükür ki bizi böyle ikaz eden var der.

Bizler de ikaz ediyoruz vesselam..

Mustafa EROL

Eğitimci-Yazar-Şair



Bu yazı 319 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
YAZARLAR
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI